Hazreti Ömer devrinde bir vali…

Yazar - 08.07.2016
Gül

Saîd bin Âmir (radıyallahu anh), Hazreti Ömer (radıyallahu anh) tarafından Humus’a vali tayin edilir. Bir süre sonra Mü’minlerin Emiri Humus’a geldiğinde halka “Valinizden memnun musunuz?” diye sorar. Humus halkı, dört hususta Saîd bin Âmir’den şikâyetçi olur: “Birincisi, güneş iyice yükselmedikçe bizim yanımıza gelmiyor. Geceleyin kimseyi kabul etmiyor. Ayda bir gün hiç yanımıza çıkmıyor. Bazı günler kendisine nöbet geliyor, sanki cinnet belirtileri görülüyor.”

Bunun üzerine Hazreti Ömer, şikâyetçilerle valiyi yüzleştirir. Onun hakkında iyi bir kanaat taşıdığı için: “Allah’ım! Saîd hakkında yanılmadığımı göster.” diye dua eder. Saîd gelince Hazreti Ömer halkın şikayetlerini sıralar. “Gün yükselmedikçe yanımıza gelmiyor.” diyen Humuslulara bunun sebebini anlatmasını ister. Hazreti Saîd de sebebini, “Vallahi söylemek istemezdim ama buna mecburum. Hizmetçim yok, hamurumu kendim yoğuruyorum, sonra oturuyor, onun mayalanmasını bekliyorum. Ekmeğimi pişirdikten sonra abdest alıp yanlarına çıkıyorum.” diye açıklar. Bu sefer halkın diğer bir şikayeti olan geceleri kimseyle görüşmeme âdetini sorar Hazreti Ömer. Vali, “Bunu da anlatmak istemezdim! Doğrusu ben gündüzlerimi halkıma, gecelerimi de Rabb’ime ayırdım.” cevabını verir. Hazreti Ömer’in “Halk, ‘Ayda bir gün hiç yanımıza çıkmıyor.’ diye şikayet ediyor. Buna ne dersin?” demesi üzerine, Saîd bin Âmir: “Elbiselerimi yıkayacak hizmetçim olmadığı gibi, değişeceğim ikinci bir elbisem de yok. Ayda bir onları yıkıyor ve kurumasını bekliyorum. Bu sebeple ancak o gün akşama doğru yanlarına çıkabiliyorum.” der.

“Bazı günler kendisine nöbet geliyor, cinnet emareleri görülüyor.” iddiaları sorulunca Hazreti Saîd’in cevabı şöyle olur: “Ey Müminlerin Emîri! Ben, Hubeyb’in (radıyallahu anh), Mekke’de nasıl öldürüldüğüne şahit olmuştum. Kureyşliler, onu öldürürken vücudundan parça parça etler kestiler, vücudunu bir kütük üzerine koydular ve ‘Şu anda, senin yerinde Muhammed’in (aleyhissalatü vesselam) olmasını ister miydin?’ diye sordular. O ise: ‘Allah’a yemin ederim ki, değil O’nun benim yerimde olmasına, ayağına bir diken batmasına dahi gönlüm razı olmaz!’ dedi. Sonra da Hubeyb ‘Yâ Muhammed!’ diye seslendi. Ben o zaman müşriktim, Allah’a iman etmemiştim. Şimdi o günü hatırlıyor, o anda Hubeyb’e yardım etmediğim için Allah’ın beni bağışlamayacağını düşünüyor, bu sebepten çırpınıyorum.”

Vali, Saîd bin Zeyd’in bu cevapları üzerine Hazreti Ömer, “Allah’a hamd olsun ki Saîd, beni yanıltmadı.” der. Sonra, kendisine ihtiyaçlarını görmesi için bin altın dinar gönderir. Saîd’in hanımı, Hazreti Ömer’in dinar gönderdiğini duyunca sevinir. Saîd bin Zeyd, “Hanım, bu dinarları daha hayırlı bir yere harcamaya var mısın? Bunları bizden daha muhtaç kimselere verelim, ne dersin?” der ve ailesinden itimat ettiği birini çağırarak ona birkaç çıkın verir: “Bunları falan ailenin dullarına, filân hane halkının yetimlerine, filânların yoksullarına, falan felaketzedelere ver.”

 

YeniBahar

Yazar: Nevbahar

Samanyoluhaber.com Nevbahar Editör Grubu