Kadın Asr-ı Saadet’ten beri çalışıyor

Yazar - 12.07.2016
sahabii

Sıkça gündeme gelen konuların başında İslam dininin kadının çalışması mevzuundaki hükmü yer alıyor. Asr-ı Saadet döneminde çalışan kadınlar, bu konuda aydınlatıcı bilgiler sunuyor. Efendimiz (sas) döneminde ticaretten öğretmenliğe birçok alanda kadınları görmek mümkün

Kadının çalışma hayatındaki yeri hep tartışılır ve muhtelif zamanlarda gündeme getirilir. Geçen günlerde Nureddin Yıldız Hoca, kadının çalışması mevzuunu sohbetinde ele aldı. Çalışan kadının kocasını ihmal etmesinin fuhşa bir nevi zemin hazırladığından bahsetti. Bu sözler, basında yer alınca başta çalışan kadınlar olmak üzere birçok kişinin tepkisine sebep oldu. Yıldız, daha sonra sözlerinin yanlış anlaşıldığına dair açıklama yaptı.

Prof. Dr. Rıza Savaş, Hz. Muhammed (sas), raşit halifeler ve Emeviler devrinde kadın çalışmalarıyla bilinen bir isim. Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi anabilim dalı başkanı ve dekan yardımcısı. “Tarihte nice kadınlar vardır ki, erkeklerden daha iyi bir konumda olmuşlardır.” diyen Rıza Savaş’a göre, önemli olan topluma faydalı bir insan olmak. İslam’ın getirdiği en önemli şey, kadının şahsiyet olarak tanınmasını sağlamak. Kadın da erkek de kendi başına Allah’a karşı sorumlu. İslam, eski anlayışlardaki kadın algısını değiştirmiştir. “Kim hayırlı bir iş yaparsa” ifadesinden kastedilen de hem kadın hem erkektir.

Ülkü Ağca ise Fatih Üniversitesi Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı’nda yüksek lisans tezi olarak ‘Hz. Peygamber devrinde hanım sahabilerin meslekleri’ni çalışmış biri. Ağca, Hz. Peygamber devrinden itibaren kadınların, öğretmenlik, memurluk, doktorluk, hemşirelik, zabıta memurluğu gibi çeşitli özel ve kamu işlerinde çalıştığını söylüyor. İşte Asr-ı Saadet’te çalışan kadınlar, hanım sahabiler ve meslekleri…

Öğretmenlik

Hz. Peygamber’in (sas) eşleri bilhassa öğretmenlik yapıyordu. Eşi Hafsa (ra) okumayı ve yazmayı biliyor ve öğretiyordu. Hz. Âişe (ra) ise hukuk alanında uzmanlaşmış ve daha sonraki yıllarda en bilgili erkekler bile kendisine hukukî konularda sürekli olarak müracaat etmişlerdi.

Hz. Peygamber’den sonra yarım asra yakın bir süre sünnet ve hadis nakline kaynaklık etmiş olan Hz. Âişe’nin erkek-kadın yüzlerce talebesi olmuştur. Eğitim işinde görev alan bir diğer hanım Ümmü Seleme. İbn Hanbel’in Müsned’ine göre yirmiye yakın kadın Ümmü Seleme’den eğitim aldı. Aynı zamanda ashabdan bir grup insanın da ondan hadis öğrendiği aynı kaynakta yer alıyor.

Dericilik

Efendimiz (sas) devrinde kadınların, çalışma hayatında, özel­likle özel beceri gerektiren el işlerinde faal olarak çalıştıkları görülüyor. Hz. Peygamber’in hanımlarından Zeyneb bint Cahş’ın deri tabakladığı ve bunları kullanılabilecek hale getirmek için diktiği rivayet ediliyor.

Yine Esma bint Umeys’in de ay­nı beceriye sahip olduğu kaydediliyor. Kadınlar, evciller kadar vahşî hayvan derilerini de işliyor ve bunlardan kocala­rına elbiseler yapıyordu.

Dericilik yapan diğer bir isim Rayta bint Abdillah. Hz. Peygamber’e (sas) “Ya Rasûlallah ben zanaatkâr bir kadınım, kocamın (Abdullah b. Mes’ûd) ve çocuğumun bir şeyleri yok; zanaatım­la elde ettiğim ürünleri satıyorum.” der ve ailesine yaptığı harca­malarının, sevabı olup olmadığını sorar. Hz. Peygamber, ona “Onlara yaptığın harcamalarda sana elbette sevap vardır.” diye cevap verir.

Terzilik

Beceri gerektiren mesleklerden biri de terzilik­. Asr-ı Saadet’te Arap yarımadası ka­dınlarının, işe ip imalatından başladıkları, sonra bundan kumaş ve elbiseler ürettikleri görülüyor. Medine’de ip imali için kullanılan aletlerden bahsediliyor.

Arap yarımadasının güneyinde ve kuzeybatısında, dokuma tezgâhları olduğu ve kadınların buralarda kumaş ürettiği, Hadramutlu bir kadının, Hz. Peygamber için diktiği bir elbiseyi oğluyla ona gönderdiği ve Hz. Âişe’nin de Efendimiz’e bir hırka diktiği gelen rivayetler arasında.

Berber

Hz. Hatice’nin, Ümmü Zafer isimli siyahi bir kadın berberin­den bahsediliyor. Hz. Âişe’nin saçını yapan bir kadı­nın bulunduğu rivayet ediliyor.

Temizlik

Kaynaklarda Hz. Peygamber’in (sas) mescidinin temizliğini yapan iki kadın ismi zikrediliyor. Bunlardan biri Harka, diğeri ise Medine hal­kından olduğu rivayet edilen Mihcene isimli bir kadın.

Süt anneliği-dadılık

Cahiliyede olduğu gibi Hz. Peygamber (sas) döneminde de dadılık ve sütanneliği yapan kadınlar bulunuyor. Hz. Peygamber, Cafer b. Ebi Talib’in iki oğlunun dadısına onların durumlarını sorar ve bilgi alır.

Hz. Peygamber’in oğlu İbrahim’in, Neccâr oğullarına mensup olan Ümmü Burde isimli bir sütannesi olduğu ve Selmâ isimli bir dadısı bulunduğu rivayet ediliyor.
Ticaret

Efendimiz’in ilk eşi Hz. Hatice’nin ticaretle uğraştığı ve Mekke’nin en zengin tacirlerinden biri olduğu biliniyor. Mekke’de ticaret amacıyla dışarı gönderilen kervanlarda malları olan başka kadınların da bulunduğu gösteren rivayetler mevcut.

Müslüman kadınların ‘Kaynuka Çarşısı’na ticaret yapmak için gittiklerini gösteren rivayetlerden biri İbn Hişam’a aittir. Alışveriş konusunda Nebiler Serveri ile yaptığı bir görüşmeden, Kayle el-Enmâriyye isimli Müslüman bir kadının ticaretle aktif olarak uğraştığı belirtiliyor.

Kozmetik

Medine’de attarlık (güzel koku satıcılığı) yapan bazı kadınlardan bahsediliyor. Bunlardan biri Müleyke Ümmü’s-Saib el-Sakafıyye, güzel koku satmak için Hz. Peygamber’in huzuruna kadar gider ve oğluna dua ister.

Havle el-Attare diye meşhur olan Havle binti Tüveyt de Medine’de yine ıtır satan kadınlardan. İbn Sa’d’ın hocası El-Vakıdî’den naklettiği bir hadiseden ise Ebu Cehil’in annesi Esma bint Muharribe’nin İslâm’a girdiği ve Hz. Ömer zamanında attarlık yaptığı anlaşılıyor.

Tıbbî hizmetler

Sahih-i Buhari’nin tıp bölümünde, Muavviz b. Afra’nın, “Biz Rasulullah ile birlikte savaşır, askerlere su taşır, onlara hizmet ederdik. Ölüleri ve yaralıları da Medine’ye naklederdik.” beyanı, kadınların o dönemde tıp hizmetlerini yürüttüğünün göstergesi.

Asr-ı Saadet’te yapılan bazı savaşlarda yaralıları tedavi için mescitte çadırlar kurulduğu, bu çadırlarda kadınların yaralıları tedavi ederek hemşirelik ve doktorluk yaptıkları naklediliyor.

Nitekim Hendek Savaşı’nda düşmanın attığı okla yaralanan Sa’d b. Muaz ‘ın, Rufeyde adındaki kadın sahabi tarafından söz konusu çadırda tedavi edildiği, Rasulullah’ın (sas) da bu büyük sahabiyi her gün ziyaret ettiği bildiriliyor.

Hayber Savaşı’nda mescidde çadırda yaralıları tedavi eden diğer bir isim ise Eşlem kabilesinden Kuaybe binti Sa’d. İlk Müslümanlar arasında yer alan ve kocası Cafer b. Ebi Talib ile beraber Habeşistan’a hicret eden Esma bint Umeys’in de iyi bir doktor olduğu belirtiliyor.

Hz. Âişe’nin kız kardeşi Esma bint Ebibekir’in, tedavi için ya­nına getirilen hummalı kadın hastaları, soğuk suyla tedavi ettiği rivayetlerden anlaşılıyor.

Zabıta

Semra binti Nuheyk el-Esediyye, çarşılarda dolaşır insanların iyiyi ve güzeli işlemesini emreder, kötülüklerden de alıkoyardı. Hz. Ömer de Medine pazarına Şifa binti Abdullah’ı denetim görevlisi olarak tayin etmiş, aynen zabıta görevi yapan bu kadınla Hz. Ömer’in zaman zaman istişare ettiğini gösteren kaynaklar mevcut.

Yöneticilik

Her ne kadar Asr-ı Saadet’te kadınların yönetici olarak tayin edildikleri hususunda mevcut bir belge, kaynak olmasa da Hz. Peygamber’in devlet yönetimiyle alâkalı meselelerde yaptığı istişarelerde zaman zaman kadınların da fikirlerine başvurduğu görülüyor.

Mesela İbn-i Hacer, Rasulullah’ın (sas) Hudeybiye’de karşılaştığı bir problemin çözümü için Ümmü Seleme’nin görüşüne başvurduğunu söylüyor. Hz. Ömer’in de, evli erkekleri uzak yerlere gönderirken Hz. Hafsa’yla istişarelerde bulunduğu biliniyor.

Kadının çalışma hayatında yer alması yanlış değil

Ülkü Ağca: “Kadınlar, Asr-ı Saadet’te zabıta görevi ve ticaret gibi genelde erkeklerin uğraştığı dallarda zaman zaman faaliyet gösterdikleri gibi gerektiğinde vatanın müdafaası için savaşlara da katılmış. Ancak bütün bu işler yapılırken kadının haya, iffet ve namusuna gölge düşürülmemesi için bütün koruyucu tedbirlerin alınması da ihmal edilmemiş.

Bütün bu anlatılanlar bize kadının Asr-ı Saadet’te cahiliye döneminin karanlıklarından kurtarılarak layık olduğu yere getirildiğini gösteriyor. O sebeple bugün de kadının çalışma hayatında belli tedbirler dahilinde çalışması, üretmesi, toplumsal ve sosyal hayatın içinde yer alması yanlış değil, bir lütuf da değil.”

 

yenibahar/ tuğba kaplan

Yazar: Nevbahar