Kalp Hasta

Yazar - 23.01.2016
190620150913154691929_2

Tek kişilik yatakta yatıyorlardı iki kardeş.

Zeynep:

– Abla bana doğru döner misin?

Büşra:

– Yok, yok böyle iyi…

Zeynep:

– Lütfen dön, yüzünü görmek istiyorum…

Büşra:

-İçerisi çok sıcak, bunalıyorum, pencereden yüzüme hava geliyor…

Zeynep titreyen yorgun sesi ile;

– Uyuşmalarım başladı, korkuyorum, nefesin yüzüme değsin istiyorum, lütfen dön…

Büşra’nın tüm hücreleri yanıp kül olmuştu bu sözlerle, öyle acımıştı ki canı

-Ayy çoközür dilerim diyebildi sadece…

Oysa içinden binlerce, milyonlarca kez kendisini affetmesini istedi kardeşinden.  Hemen döndü,koluyla belini sardı, ayaklarını ayaklarına yaklaştırdı, hasta kardeşinin incecik bedeni baştanayağa buz kesilmişti….

***

Hastaneye yatış yapalı bir hafta olmuştu. Büşra’da refakatçi olarak kalıyordu kardeşinin yanında. Birden ortaya çıkan çarpıntıların ve uyuşmaların sebebini araştırmak üzere doktorlar Bolu’dan Ankara’ya sevk etmişti Zeynep’i… Tam o sıralarda İstanbul’da çalıştığı yerden istifa eden Büşra’da eve kesin dönüş yapmıştı. Böyle bir sevk söz konusu olunca da babası, Zeynep ve Büşra hep birlikte Ankara’ya üniversite hastanelerinden birine gelmişlerdi. Muayeneler, tahliller derken geldikleri gün kardeşinin durumu kötüye gitmişti. Böylesi sürpriz bir hal, tüm aileyi kaygı dolu bir atmosfere sürüklemişti.

***

Zeynep titremeye başlamıştı.

-Üşüyor musun? Örteyim mi üstünü diye sordu Büşra. Cevap vermedi hasta kız. Hemen doğruldu yataktan,kardeşinin nefes almakta güçlük çektiğini fark etti. Kapıyı açıp koşarak koridorun sonundaki hemşire odasına gitti,  haber verip hızla odaya geri döndü.

– Zeynep, canım iyi misin, Zeynep?

Bir anda büyük bir kalabalık birikti, Zeynep’in hırıltıları odada yaşanan paniğin artmasına neden oldu.

22 yaşındaki gencecik kız, çok ciddi bir koma geçiriyordu, neredeyse ölümle yüz yüze gelmişti. Bütün eklem yerlerinin kasılması ile kolu, bacağı, “u” şeklini almıştı. Kardeşini o şekildegören Büşra dehşete kapılmıştı. Onu koridora çıkaran hemşirekapıyı ardından kapatırken telaştan parmağını sıkıştırmıştı, zira attı minik çığlık kardeşinin iniltilerine karışmıştı. Kapalı kapılar ardından duyduğu iki kelimelik cümle nihayeti olmayan

sözlere teslim etmişti kendini.

-Ölmek istemiyorum…

Kendine, sevdiklerine yakıştıramadığı, yakınlaştıramadığı ne kadar uzak bir cümleydi sahiden de….Ölmek istemiyorum…

Gözlerinin önünden gitmiyordu az önce gördüğü şeyler, sanki mıhlanıp kalmıştı zihninde…

Bin bir hikâyenin ibret verici soluklarına şahitlik etmiş upuzun koridorda dona kalmıştıBüşra.  O sırada karşı odanın kapısı açıldı. 45-50 yaşlarındaki orta boylu esmer kadın dörtlü metal sandalyenin yanı başında duran sapsarı kesilmiş genç kızı görünce panik oldu.  Hemen yanına gelip:

-Büşra kızım ne oldu?

Cevap vermedi acılı abla. Ne yapacağını şaşıran kadın kızcağızın üstünde büyük bir beni olan küçük elini tuttu heyecanla;

-Büşra iyi misin, duyuyor musun beni yavrum?

Gözyaşları akıyordu, sanki boğazında bi dolu nefes düğüm olmuş, baskı yapıyordu.

-Kardeşim daha çok genç, ne olur Allah’ım ona şifa versin abla ne olur… Karnına büyük bir sancı saplanmışçasına iki büklüm olmuştu genç kız. Dağılmış uzun kıvırcık saçları yuvarlak yüzünü tamamen kapatmıştı. Başparmağını hızlı hızlı diğer parmaklarında dolaştırmaya başladı  Büşra. Can dostu Hacer’in “maddi manevi hastalıklarıma şifa bulayım diye çekiyorum”dediği oesmayı anımsamıştı zira. Ya şafi, Ya Şafi, Ya Şafi… Dakikalarca o vaziyette kaldı, dakikalarca kardeşi için şifa murat etti Rabbinden.

Bir süre sonra krem rengi kapı açıldı, amaiçeriden kimse dışarıya çıkmadı. Büşra’nın başında bekleyen Hanife teyzeodada olan biteni anlamak içinaralanmış kapıya yöneldi. Bir şey görememişti ancak Zeynep’in iniltileri cılızda olsa hala duyuluyordu.

-Hadi kızım kalk sandalyeye otur,iki büklüm kala kala uyuştu kolun bacağın, hadi yavrum hadi…  Büşra doğruldu. Siyah gömleğini düzeltti. Keten beyaz pantolonunun paçaları iyice tozlanmıştı, umursamadı… Oturdu sandalyeye…

Hemen yanına ilişenHanife teyze sevgi ile Büşra’ya sarıldı. Büşra;

-O daha çok genç, çok…

Önünden geçip duran insanlardan, yanındaki tertemiz Anadolu kadınından, hemşirelerden doktorlardan, hastabakıcılardan herkesten ama herkesten her ağzını açtığında kurduğu bu cümlenin haklılığına teyit bekliyordu. Başını Hanife teyzeninyumuşacık omzuna dayadı. Kapadı gözlerini süzüldü yanaklarından yaşlar…

Gençti kardeşi gencecik…

Eliyle sildi  gözyaşlarını, o an birden önlerinden hızla geçen sedyede solunum cihazına bağlı küçük çocukla saniyelik göz göze geldiler. Peşlerinde onlara yetişmeye çalışan anne babayı gördü ardından, içi titredi.Oğlununkoluna girmiş merdivenden inmeye çalışan gözü sargılı oldukça yaşlı teyzenin hapşırık sesi yankılandı sonra koridorda. Onlara baktığında evladı sırtını sıvazlayıp şefkatle “çok yaşa” diyorduannesine., sağlıklı, huzurla…ve sonra3-4 gündüryanlarındakihasta odasında yatan,eşi 2 sene önce vefat etmiş 30 yaşlarındaki hasta kadının hıçkırıkları dikkatini çekti. Küs olduğu ailesinetelefonda ettiği sitemler duyuluyordu bir bir. Başını kaldırdı Büşra, karaciğer yetmezliği teşhisi konan50 yaşındaki eşiyle 1 aydır hastanede olan Hanife teyzeye baktı. Koridorun bir köşesinde ayakta konuşan biri genç, biri yaşlı iki doktora, takıldı gözleri,koca kutu dolusu tahlille bir yerlere yetişmeye çalışan hemşireye, ellerinde çiçekler, meyveler, tatlılarla hastalarını ziyarete gelen insanlara… Günlerdir gördüğü onca manzara galiba şimdi vücut buluyordu ruhunda, aklında, dünyasında. Şimdi diriliyordu tüm manasıyla. Saniyelik göz göze geldiği hasta çocuk, hapşuran yaşlı teyze, kız kardeşi, her yaştan hasta ve sağlıklı insanlar haykırıyordu tek gerçeği;

“Ölüm sırayla değildi bu hayatta, vadeyleydi ve her ne kadar sevdiklerine, kendisine yakıştıramasa dabir nefes sonrası kadar yakındı da…

Aslında bu gerçekler dünya yaratıldı yaratılalı hep vardı hiç değişmemişti de, değişen ve unutup bu gerçekleri ötekileştiren ve dahi aldanan hep insandı.

Hanife teyzenin heyecanlı sesi bir anda duygularından sıyırmıştı onu;

-Çıktılar kızım çıktılar…

İki doktor ve bir hemşire çıkmıştı Zeynep’in odasından. Zayıf kısa boylu doktor boynundakistetoskobu çıkarırkenBüşraayağa kalktı;

-Kardeşim nasıl doktor bey?

– Şuan uyuyor, inşallah güzel haberler vereceğiz sizlere,  ama biraz sabır.

Büşra derin bir nefes aldı. Bütün vücudu gevşemişti. Doktorlara teşekkür edip, hemen odaya yöneldi. Kapıyı yavaşça açtı. İçeriye girdi ürkek ürkek. L tipi odanın hemen girişinde sol tarafta bulunan tuvaletin kapısı ve ışığı o koşuşturmacada açık kalmıştı. Işığı söndürdü ve küçücük tuvaletin kapısını ses çıkartmadan usulca kapattı. Birkaç adım attıktan sonra hasta yatağını artık görebiliyordu.

Öyle huzurlu uyuyordu ki Zeynep, öyle derin. Gri metal dolabın yanındaki mavi kadife sandalyeyi  ses çıkarmamaya özen göstererek hemen yatağın başucuna koydu. Eğildi, derin uykuda olan Zeynep’in yüzüne doğru uzattı başını. Bukez Büşra’ydı kardeşinin nefesini hissetmek isteyen. Bu kez oydu kardeşinin sıcaklığını duyup, huzura eren. O dakikalarda odanın içinde Zeynep ile birlikte Büşra’nındaduyguları şifasına eriyordu…

 

 

 

 

Rukiye Koç

Yazar: Rukiye Koç