Yakarış

Yazar - 13.02.2016
yagmurdan-sonra-sukur-duasi-660x439

“Nihayetsiz bir aldanışın elinden tutmuş ruhum, her an bir sesin bir dokunuşun girdabına kapılıp yok olacak sanki. Her duygunun berraklığını yaşamaktı aslında tüm muradım. Yönünü şaşırmış bir halin ayakları altındayım. O kadar ürkek ki hayatın kaideleri benim için, o kadar zayıf ki güvendiğim dağlar, dokunsan yerle bir olacaklar sanki”

Nefesi kesildi pencereden dışarıyı izlerken, düşündüğü her şey yine ağır gelmişti, yine bir kaçışın ardına saklanmak istedi bu çekişmeden. Gözlerinin eşiğinde bekleyen yaşlar aktı bir bir. Uzun parmakları ile sildi o yaşları zira evdeki kimsenin ağladığını görmesini istemiyordu. Ardı nihayetsiz sorulara cevaplar aramak zordu onun için, bu çaba ruhunu acıtıyordu da. Pencereyi döven rüzgârın ardından şimdide yağmur yağmaya başlamıştı.

Ne güzel yeryüzü ihtiyacı olanla doyuruluyordu. Balkondaki sardunyalar, küpeliler, menekşeler bu doyumu fark etmiş, yaprakları, çiçekleri ile daha bir renklenmişlerdi… Sanki elleri ayakları oluşmuştu da, rahmetin kucağına koşmak için saksılarını zorluyorlardı…

Oturduğu sandalyeden ayağa kalkıp, annesinin de zaman zaman yaptığı gibi, çiçekleri hemen balkonun dışındaki asmalıklara yerleştirdi. Allah’ım bu ne coşkuydu. Nimetin şükrüne nasılda vâkıflardı. İçgüdü miçgüdü her ne olursa olsun farkındaydılar işte. Rahmetin, Cemalin, İhsanın, değerinden- kıymetinden bi haber değillerdi. Cahil ve cesur değillerdi, ilelebet de nankör ve şükürsüz olmayacaklardı…

— Ya ben, ya ben, benim duygularım…

Titreyen dudaklarından çıkan hissiyatları, ancak bu kadar vücut bulabilmişti dilinde… Yine gözleri doldu. Rahmetin kucağında çocuklar gibi şakıyan bu canım çiçeklerin halleri nasılda muazzamdı.Yaptığı kıyaslar acıtıyordu canını ama gördüklerinin değerini de inkâr ettirmiyordu elbet…

“Beni” bilmeyen, bilinmeden bilinmezde “beni” kaybeden vicdanım! Nedir bu suskunluğun? Hayır! Yapma ne olur yapma! Dokunuşlarına, sahiplenişine ihtiyacım o kadar çok ki!

Hallerin en acısı, hallerin en acizi, hallerin en dehşetlisiydi omuzlarından yıllardır atamadığı. Ah bi yolumu buldursan Ya Rab, ah bi sevdirsen, ah bi yandırıp oldursan, ah bi ahlardan fersah fersah uzaklaştırsan. Elimin altındaki bulanık hikmetlerin gerçekliğini görecek bir göz, anlayacak bir ufuk, hissedecek bir gönül, nasip etsen! Gayem sadece nefes almak değil Rab biliyorum, kalbim, gözüm, gönlüm aslı ile buluşmadı biliyorum. Rengim beyazdı siyaha el verdi yıllarca ve ardından karardı, sırtını döndü nankörce aslıma…

Hızla yağan yağmura ellerini uzattı genç kadın. Ateş gibi yanan tenine düşen tanecikler yayılıyordu avucunun içinde. Başını ve gövdesini de çıkarmıştı camdan. Kumral kısacık saçlarının diplerine, merhametle dokunan rahmetin billureleri içine akıyordu sanki. Ellerini daha da ileriye uzattı. Avucunun içine düşen damlacıklardan küçücük bir birikinti oluştu. Ağzına yaklaştırdı, kalın dudaklarına değdirdi ilk önce, çukur çekik gözleri şaşkınlık içinde hiç olmadığı kadar büyümüştü. Biriken suyu hemen içti ve gözlerinden onlarca damla rahmetin tanecikleri ile buluşmak ister gibi fışkırırcasına aktı gözlerinden.
Bu ağlayış pek bir coşkundu…
Bu ağlayış ardına kadar açılmış huzur kapılarından koşarcasına geçmek gibiydi…

Bu ağlayış büyük muratların cevap bulduğunun tatlı sezişleriydi, zira dilinde dağılan yağmur suyu “tuzluydu”, tıpkı gözyaşı gibi, sanki kendi ağlayışlarına denkti…

Yakarışların değerine, pişmanlıklarına cevabını Rab, meleklerinin kulu için taşıdığı “nur taneleri” ile vermişti…

Ve tüm bu ağlayışlar “yakarışların” değeri ile nankörce sırtını döndüğü aslına yönelişiydi…

Rukiye Koç

Yazar: Rukiye Koç