Yüzleşme

Yazar - 02.05.2016
sad-woman-silhouette (1)

Bacağına giren krampla kendine geldi. Saatlerdir oturduğu balkondan şehrin karanlık yüzünü süzüyordu. Aklındaki onca düşüncenin, geceye serpilmiş ışıklarda oluşturduğu siması bi hayli karışıktı. Krampın acısı hala geçmemişti. Masaj yaptı biraz, ağrısı hafifleyince bambu sandalyeden doğruldu, küçücük ayaklarını yere uzattığı an buz gibi bir ıslaklık hissetti. İrkildi hemen, ışığı yaktı, sandalyenin kenarında devrilmiş lila puantiyeli büyük kupayı eğilip aldı. Su dolu kupayı, oturduğunda oraya bıraktığını çoktan unutmuştu.

-Hay aksi, tamda sırasıydı yani… diye hayıflandı. Sesi bi hayli çatallaşmıştı. Birden kendi sesini uzun süre işitmediğini fark etti. İki gündür dışarıya çıkmıyordu, evde kimse olmadığından ve dünden beri telefonla da hiç aranmadığından mübalağasız 48 saattir tek kelime etmemişti. Şu sıralar böylesi zamanları sık yaşar olmuştu. Değişik duygular birikti birden gönlünde. Acele acele, ıslanan kilimi balkon demirlerinden aşağıya sallandırdı ve mutfağa geçti. Balkon kapısını kitledi krem rengi jalûzi perdeyi indirirken. O esnada telefonu çaldı, arayana baktı, hiç açmak gelmedi içinden, sessizliğinden, yalnızlığından çıkarılıp alınmak istemedi nedense. Halleşmenin dilsizliği yavaş yavaş onu bi yerlere sürüklüyordu, farkındaydı bunun. Sessize aldı telefonunu…

Annesinin dolaplarını dantellerle süslediği bembeyaz büyük mutfaktan çıkıyordu ki, ahşap kapının hemen yanındaki buzdolabına takıldı gözü. Evdekilerin tatile çıkmadan önce yolluk niyetine hazırladığı kek ve böreklerden kalanlar geldi aklına. Kolundaki kırmızı kolçaklı saatine baktı, kavisli kalın kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı, neredeyse 12 saattir bir şeyler yemediğini fark etti, midesi kazınıyordu. Buzdolabının kapısını açtı ve en üst rafta yan yana duran yeşil kapaklı iki saklama kabını aldı. Tezgâhtaki tost makinesinde hemen ısıttı ıspanaklı börekleri, cam tepsiye, tarçınlı havuçlu kekin yanına koydu mis gibi kokan lezzet harikalarını. Dün akşam yaptığı ayrandan da bir bardak doldurdu kendine, işte her şey hazırdı. Gün boyu öyle derin düşüncelere dalmıştı ki ne kadar acıktığını fark etmemişti bile. Tepsiyle salona geçmeden önce sağa sola bakındı. Kalan börekleri ve kekleri tekrar aldığı yere koydu. Süslü annesinin, süslü koleksiyonu, onlarca şaşaalı buzdolabı magneti arasında sıkışmış sırdan sade bir tanesi dikkatini çekti tam kapağı kapatırken;

“İnsanda başlayan problem insanda çözülür”

Öylece kalakalmıştı dolabın başında, nasıl bir sözdü bu, dağların, taşların, dünyanın ağırlığına denk miydi? Zehrin panzehiri yine o zehir miydi? Bu magneti ne zaman yapıştırmışlardı ki o dolaba, o kadar süsün püsün içinde nasılda fark edememişti bu inciyi? Ezberlenip özümsenecek bir sözmüş diye geçirdi içinden, etrafındaki diğer magnetleri eli ile iteleyerek tekrardan hissede hissede okumak istedi. Sesini duymayı arzu etti bütün azaları, diyaframını ayarlamak için bükülmüş omuzlarını dikti bunun için, uzun boynunu kaldırdı ve;
-İnsanda başlayan prob……

Bitiremedi cümleyi, düğüm düğüm olan hataları çöktü boğazına hışımla, arap saçıydı hepsi…Büyük yuvarlak gözlerinde biriken yaşlar artık yazıyı görmesine engel oluyordu, telaşlıydılar bu sefer, akıyorlardı ardı ardına. Aslında onu hırpalayıp, korkutan, yüzüne tutulan aynada izlediği sureti idi. Kelimelerden süzülen anlamlardı. Küçücük elleri ile ağzını kapattı, hıçkırıklarını bastırmak istedi. Beyaz teni kıpkırmızı oldu hemen. Bunaltıcı havaya rağmen birden buz kesti içi. Uzun kızıl kıvırcık saçlarının dipleri ise terden sırılsıklamdı.
Akıyordu gözyaşları, durup dinmeden aksaydı da…

Saatlerce, günlerce, ömrünce, ağlasaydı da, aslına isyanlarla arsızlaşmasaydı. Dolaptaki onca süsün arasına sıkışmış bu söz gibiydi gönlü, sıkışmıştı dünyada, etrafında ki onca şaşaaya hipnoz olduğundan, duyuşları azalmıştı, kendisine dokunan onca latifeyi hissetmez olmuştu. Aşkın en güzel yüzünü temaşa ya koyulmuş sevdalılara inat kibrinin, cahilliğinin gölgesinde hastalıklı bir hâl almıştı, görevine sıkı sıkıya tutunamıyordu. Saatlerce, günlerce, ömrünce, ağlasaydı da, gönlünde başlayan hastalık yine gönlünde bulsaydı dermanı…
“İnsanda başlayan problem insanda çözülürdü” ya, halleşmenin dilsizliği alıp götürmüştü onu Rabbinin kapısına…
Vardı tesellisi, bulacaktı dermanını…
Erecekti elbet huzura…

Rukiye Koç

Yazar: Rukiye Koç